TOPLUM

Haber

Bulgaristan’ı yuva olarak seçen New Yorklu Casey

Çarşamba, 8 Temmuz 2026, 06:00

Bulgaristan’ı yuva olarak seçen New Yorklu Casey

FOTOĞRAF Facebook /Casey Angelova

Yazı Boyutu

Kendisini gülümseyerek “Küstendilli”  olarak tanımlayan Amerikalı bir kadını sizlere tanıtıyoruz.

New York’un Brooklyn semtinde doğan Casey Angelova, 15 sene önce Bulgaristan’da yaşamayı seçti. Ailesiyle birlikte Bulgaristan’ın güneybatısındaki Küstendil bölgesine yerleşti ve burada sürdürülebilir tarım, temiz gıda ve doğa ile iç içe bir hayat kurdu. Shipochano köyündeki aile çiftliklerinde Casey ve eşi, “Bulgaristan’ın kiraz bahçesi” olarak bilinen bölgenin yerel geleneklerinden ve doğal kaynaklarından yararlanarak çeşitli projeler geliştirdiler. Bunlar arasında trüf mantarı yetiştirme bahçesi, el yapımı kiraz rakı üretimi ve Casey’nin en yeni tutkusu olan tamamen doğal malzemelerden kastil sabunu yapımı yer alıyor.

FOTOĞRAF Facebook /Angelove Estate

Casey, Bulgaristan’a ayak bastığı andan itibaren New York’taki yaşamında  özlediği doğa ile doğrudan teması keşfetti.

Bulgaristan Radyosu’na konuşan Casey şunları söyledi:

“New York’ta etrafımız betonla çevrili ve insan doğa ile bağını hissedemiyor. Küstendil’e geldiğimde, caddeler boyunca uzanan kiraz ağaçlarından etkilnedim. Okuldan sonra çocuklar bu ağaçların önünden geçerken kiraz topluyorlardı. New York’ta böyle bir şey mümkün değil. Doğa ile bu yakınlık, burada kendimi iyi hissetmemi sağladı. New York’ta sabahtan akşama kadar çalışıyordum ve aileme ayıracak çok az zaman kalıyordu. Bulgaristan’da ise iş ve özel hayat arasında bir denge kurdum. Buradaki insanlar birlikte vakit geçirmek, sakin bir öğle yemeği için zaman bulabiliyor. Başlangıçta bu benim için bir kültür şoku olsa da şimdi bu ritimle hayatın daha iyi olduğuna inanıyorum.

Onun yeni hayatına giden yol, yemek becerilerinden de geçiyor. Casey, yemeklere, bahçeciliğe ve kırsal yaşamaya olan sevgisini Bulgaristan’da keşfetti. 2008 yılında, deneyimlerini ve keşiflerini paylaştığı “Eating, Gardening and Living” adlı yemek blogunu kurdu. Yemek pişirmeye olan ilgisi, onu daha sonra Hyde Park’taki prestijli Culinary Institute of America’ya yönlendirdi ve buradan 2011 yılında mezun oldu.

FOTOĞRAF Aneliya Dimitrova

Ancak Bulgar mutfak kültürü ile ilgili ilk derslerini kayınvalidesinden aldı.

Casey şöyle devam etti: “İlk kızım doğduğunda kayınvalidem New York’a geldi ve Bulgaristan’dan çubritsa ve fesleğen gibi baharatlar getirdi. O İngilizce bilmiyordu, ben de Bulgarca bilmiyordum, ama bana köfte ve musakka yapmayı öğretti. Bir defterle yanında durup her şeyi çizdim; soğanın nasıl kesildiğini ve köftelerin ne kadar büyük olması gerektiğini… O tarifleri hala saklıyorum. Uluslararası mutfağı tercih ettiğim için pek fazla Bulgar yemeği pişirmiyorum, ama tarator ve şopska salatasını çok seviyorum. Yaz aylarında beslenmem bahçeden topladığım domates ve salatalık, kaliteli peynir ve taratordan oluşur.”

Mutfak keşifleri bununla sınırlı kalmadı. New York’ta yaptığı bir mutfak gezisi sırasında trüf mantarları ve butik içki imalathaneleri dünyasından ilham aldı ve bu fikirleri daha sonra Bulgaristan’da hayata geçirdi.

FOTOĞRAF Facebook /Angelove Estate

Bugün Casey kendini yazar, çiftçi, aşçı, sürdürülebilir bahçecilik danışmanı, komposto uzmanı ve şarap tutkunu olarak tanımlıyor. Temiz gıda ve sürdürülebilir yaşamla ilgili girişimlerin yanı sıra, Bulgaristan’daki Slow Food gençlik ağının kurulmasında da aktif olarak yer aldı.

Casey için Bulgaristan artık sadece yaşamak için bir yer değil, aynı zamanda hayatının amacını bulduğu ve kırsalın sükuneti ile doğada çalışmanın ilham kaynağı olduğu bir yaşam tarzı sunan bir yuvadır.

Casey sözlerini şöyle sürdürdü: “Terapiye giden insanlar var. Benim terapim ise bahçem. Bu sade yaşam tarzı kalbe iyi geliyor. Boş zamanım olduğunda bitkilerin arasında vakit geçiriyorum, domatesleri izliyor, kuşları, kurbağaları ve arıları dinliyorum. Bu yaşamdan gerçekten keyif alıyorum çünkü şehirde gürültü hiç dinmezken, burada doğanın sesini duyabiliyorsunuz. Bu, gerçek bir huzur veriyor.”

FOTOĞRAF Facebook /Angelove Estate

Bulgaristan’da geçirdiği yaklaşık yirmi yılın ardından Casey artık kendini misafir gibi hissetmiyor. Aksine, gülümseyerek gerçek bir “Küstendilka” (Kyustendil’li kadın) olduğunu söyledi ve devamla:

“İnsanlar bana New Yorklu olduğumu söylediğinde şöyle cevap veriyorum: Hayır, ben Küstendil’liyim. Amerika’da bir Amerikalı değilim, Bulgaristan’da da bir Bulgar değilim, ama Kyustendil’de kendimi bir Kyustendilka gibi hissediyorum. Burada geçirdiğim onca yıldan sonra Bulgaristan benim yuvam oldu ve burada, bizden sonra da kalacak bir şey yaratmayı hayal ediyorum.”

Ev her zaman doğduğunuz yer değildir ve Casey Angelova’nın hikayesi bunu doğruluyor. Bazen ev, amacınızı keşfettiğiniz, aile olarak gördüğünüz insanları ve sizi gerçekten mutlu eden bir yaşam tarzını bulduğunuz yerdir. New York’un gürültüsünden Bulgaristan’ın Küstendil bölgesinin sükunetine uzanan yolculuğunda Casey, doğaya yakın ve sade insani değerlere dayalı yolunu buldu ve böylece Bulgaristan’ı sevmeye hazır  olan herkes için bu ülkenin bir yuva haline gelebileceğini gösterdi.


Çeviri: Ergül Bayraktar