Cuma öğleden sonra

Gönüllerimizi ve kimliğimizi beseleyen Mevlid-i Nebi

Cuma öğleden sonra

FOTOĞRAF Pexels

Yazı Boyutu

Dinî ve edebî bir eser olarak ortaya çıkan mevlid, doğduğu sınırlarda kalmayıp asırlardır farklı duygulara hitap eden ve geniş muhatap kitleleri olan  toplumsal, kültürel ve kimlik belirleyici bir unsura dönüşmüştür. Mevlidin söylenişi, yazılışı ve okunuşu dinî kaygılara dayanması ve halkın büyük bir ilgisine mazhar olması sebebiyle zamanla en yaygın edebî türlerden biri hâline gelmiştir. Bunun sonucunda zengin bir mevlid edebiyatı oluşmuş, özellikle de Türk edebiyatı kapsamında mevlid edebiyatı büyük bir gelişme yaşamıştır.

Türkün gönül dünyasında Peygamber muhabbeti ayrı bir yere sahiptir. Bu sevginin gözle görünür tezahürlerinden biri mevliddir. Bulgaristan Türkleri arasında yaklaşık altı asırlık geçmişi olan mevlid okuma, okutma, dinleme, yazma ve kutlama geleneği etrafında geniş bir kültür halkası örülmüştür. Bu gelenek, Bulgaristan’da azınlık durumundabulunan Müslüman Türk topluluğunun önemli dinî ve kültürel unsurlarından biri olarak totaliter komünizm  dönemi gibi en zor zamanlarda bile varlığını sürdürmüştür.

Bundan da öte, zamanla yeni oluşan şartlarda mevlid kültürü, Müslüman ve Türk kimliğinin bir parçası olarak günden güne büyüyen bir önem taşır hâle gelmiştir. Öyle ki, her zaman en çok okunan ve etrafında bir araya gelinen kitap olmuştur. Birçok sevinçli ve üzüntülü vesileyle okunagelen mevlid, en zor zamanlarda kırmızı çizgi olarak korunmuştur. Altı asırdır okunagelen mevlid-i şerif, yer yer ruhundan uzaklaşarak veya içi boşaltılarak bile olsa, mevlid geleneğine karşı olanlara ve mevlidi farklı amaçlarla isitsmar edenlere rağmen, okunmaya ve Bulgaristan Türklerinin dinî, millî, ictimaî ve ailevî bağlarını güçlü tutmaya devam etmektedir.

O yüzden mevlid söz konusu olduğunda; dilimizde Peygamber sevgisi, gönlümüzde muhabbet, hayatımızda sünnet ve kimliğimizde İslâmî bir hâfıza anlaşılmalıdır. Bu bakımdan Bulgaristan’da mevlid geleneğini yaşatmak, son derece önemlidir, bu kültürü korumak ve nesilden nesile aktarmak gerekmektedir. Bunu yaptığımız takdirde Sevgili Peygamberimize duyulan muhabbeti, dinî hâfızayı ve nesiller arasındaki gönül bağını da yaşatmış olacağız.

Haber üzerinde çalışanlar: Ergül Bayraktar